
|
Bir Yolculuk Hikayesi Sıkılmıştı şehrin gürültüsünden, huzursuzluğundan ve insanı boğan egzoz kokulu havasından. İlk fırsatta kaçıp gideceğim dediği tatile işinden fırsat bulup anca çıkıyordu. O güne kadar onca plan yapmıştı gideceği yerle ilgili. Ne zaman valizi hazırlamaya başladı sonunda kavuştuğu kısa süreli özgürlüğünden olsa gerek aşağıdan yukarıya doğru ilerleyen ne olduğunu çıkartamadığı hormon beynini kapladı ve alıp gitti canım planlarını. Zaten ne zaman çok istediği bir işe girme fırsatı bulsa içini gıdıklayan bu hormon ya ellerinde ufak titremelere ya sesinde kısa süreli düğümlenmelere ya da böyle aklından fikirlerin uçup gitmesine neden oluyordu. Demek ki istediklerimi çok sık gerçekleştiremiyorum ondan heyecanıma mukayyet olmayı beceremiyorum dedi içinden. Öyle değil midir, insan istediklerini sürekli elde etse hayatında heyecan verici hormon da bir yerde dur diyecek bu kıpırdanmaya. Öğrencilik hayatından kalma bir alışkanlıktı valiz hazırlarken oluşturduğu şarkı listesini bir yandan dinlemek, şimdi de bilgisayarından “Rise and Fall” çalıyordu, yükselen hormon yavaş yavaş inmişti şarkıdaki gibi. Planlar uçmuştu ama artık düşünebiliyordu, farklı bir iş yapıp alıp valizi çıkayım dedi. Otobüs garına geldiğinde perondaki otobüslere göz gezdirdi, tabelaları okuyordu sırayla. Aklına yatan olmayınca tabelasız olana atlamaya karar verdi, bagajı verirken nerede ineceksin sorusuna cevabı olmayan kahramanımız bu taraf Harem abi diyen adama tamam ben de orada ineceğim dedi. İstanbul tabelası yazan daha afili bir otobüs vardı ona mı binseydim diye bir an düşündü ama valizi vermişti artık. Hem bu otobüs daha boştu ve eskiden yaygın olan içerden bilet kestirme geleneği de devam ediyordu. Yolculuğun başında yanındaki koltuk boştu ve genişliğin verdiği rahatlıkla derin bir uykuya daldı. Harem, hani şu inince tarihi yarımadayı gördüğüm otobüs garı. 7 yaşındayken gitmişti İstanbul’a, bu ikinci gidişi olacaktı, mutluydu. Muavinin ağzına sokarak konuştuğu mikrofonun kulak tırmalayan sesiyle uyandı, yanı dolmuştu, kibar bir bayan yavaşça kulağına sokularak dedi ki; “Günaydın”, hayır olamaz kibar bir bayan değil bu bizim patron. “Günaydın Selim, git evine orada uyu masayı meşgul etme bari!”. |